ANAL KANAL HASTALIKLARI

diyet, ılık su oturma banyosu ve istirahat destekeleyici tedavi olarak önerilir. Başka sebepler de araştırılıp ayrıca tedavi edilmelidir; örneğin asıl nede akut bir barsak enfeksiyonu veya ishal ise; sadece antibiyotik ve ishal diyeti uygulaması bile yeterli olabilir.
2- derece hemoroidler yine cerrahi dışı yöntemlerle tedavi gerektirirler. Sklerozan ilaç injeksiyonu, bant ligasyon veya infrared ışık koagülasyonu ile tedavi edilirler. Uygun diyet, ılık su oturma banyoları ve ağrı kesiciler tedaviye eklenebilir.
3- derece hemoroidler duruma göre önce tıbbi ve konservatif yöntemlerle başlanır; bazı olgularda cerrahi eksizyon gerekir. Lastik bant veya infrared koagulasyon da uygulanabilir.
4- derece hemoroid: Bu hastalarda tıbbi tedaviden fayda görselerde ancak çoğunda cerrahi tedavi endikedir; ancak cerrahiye engel varsa, ömür boyu, konservatif tıbbi yöntemlere devam edilir ve diyete dikkat ederler.
HEMOROİDDE TEDAVİ YAKLAŞIMLARI:
Üç ana tedavi yaklaşımı vardır.1-Tıbbi tedavi, 2-Cerrahi dışı girişimler, 3-Cerrahi girişimler

TIBBİ TEDAVİ
Hemoroidlerin semptomatik hale gelmesinde kronik ıkınmanın etkisi olduğu için tedavide amaç,dışkılamada ıkınmayı azaltmaktır.Bunu başarmak için diyetteki sıvı ve(günde 1.5-2 lt su)lifli gıda miktarı(günde 30 gr)artırılır.Diyetteki lif miktarının HEMOROİD
Hemoroidler anal kanalın normal yapısında bulunan ve dışkılamanın sürdürülmesinde işlevleri olduğu düşünülen yastıkçıklardır. hemoroid hastalığı, hemoroidal toplar damarların zaman içinde anormal genişleyip kırmızı ve mor torbalar (memeler) şeklinde dışarı sarkması, bazan aşınıp delinerek dışkılama sırasında sık sık, parlak kırmızı kanamalar yapması; bu memelerin aniden pıhtı ile dolup şiddetli ağrı, ödem, iltihaplanma, yaralanma ve ağrı yapmasıdır. Halk arasında basur olarak bilinir.
HEMOROİDİN NEDENLERİ
En sık sebep kabızlıktır. Ayrıca, ishal, tenezm veya tuvalette fazla kalarak dışkılamaya çalışmak gibi durumlar kronik ıkınmaya yol açarak hemoroidal hastalık etiyolojisinde rol oynarlar. Bunun dışında, ailesel yatkınlık ve karın içi basıncını artıran olaylarla (örneğin gebelik veya asit)’da ilişkilidir. Kolit, proktit, enterit gibi barsak enfeksiyonları da sebepler arasındadır.Ayrıca etiyoloji ve fizyopatolojileri konusunda araştırmalarla desteklenmeyen birçok söylence söz konusudur. Baharatlı yiyecekler, uzun süre araba kullanmak, ağır işlerde çalışmak bunlardan bazılarıdır.
HEMOROİD ÇEŞİTLERİ
Hemoroidler iç (internal) ve dış (eksternal) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Dış hemoroidler anatomik yerleşimleri gereği anal kanalın dışında yer alır. İç hemoroidler hastanın öyküsüne göre sınıflandırılır. İç hemoroidler 4 derece olarak sınıflanır. Değişik olarak basit ve komplike; tromboze, akut ve kronik olmak üzere alt sınıflarada ayrılabilirler.
1. Derece Hemoroidler: Hemoroid torbasını (memesinin), anüs dışına çıkmayıp ancak anoskop ile içeriye girildiğinde görülebilmesi durumunda 1. derece hemoroid söz konusudur. Klinik belirtisi olarak sadece kanama ile belli eder. Bu memeler genellikle ağrısızdırlar.1 cm’den daha küçük boyutlu, gergin ve ince duvarlı kanamaya hazır iç memeler şeklindedir ve ele gelmezler.
2. Derece hemoroidler: Dışkılama esnasında tuvalette ıkınınca anüs dışına çıkan ve ele gelen, ayağa kalkınca anal kanal içine çekilip kaybolan(yani kendiliğinden içeri giren), ağrısız, 1 – 3 cm çapında olan hemoroid torbaları(meme)dır.Hızlı damlalar şeklinde kanama, rahatsızlık hissi verir.
3. Derece hemoroidler: İnternal (iç) hemoroid memelerinin ıkınmayla kolayca anüs dışına çıkması, ancak elle tekrar içeri çekilebilmesi halidir. Sarkma, ağrılı kanama, kaşıntı, ıslaklık, akıntı yapabilir.
4. Derece hemoroidler: Uzun süre devam eden kronik kabızlık hallerinde iç ve dış hemoroidlerin topluca aşağı sarkması, tuvalette çok oturma sonucu, memelerin büyük, ağrısız, sulu, ıslak pakeler halinde anüs dışında çepeçevre yerleşip geri itilememesi halidir. Bu hastaların, iyi temizlenememe ve sürekli akıntılar, kaşıntılar ve az fakat sık sık kanama sorunları vardır. Memelerin üzerine oturunca hastada ağrı yapar.
TEDAVİ:
1. derece hemoroidler tıbbi tedavi ve cerrahi dışı girişimler (lastik bantla bağlama, sklerozan ilaç injeksiyonu, halk arasında laser olarak bilinen infirared ışık koagülasyonu ), uygulanabilir. Uygun artması dışkının yumuşamasına yol açar.Lifli gıdalar fasulye,mercimek,kepekli ekmek,meyveler,kabuklu sebzeler,bezelye v.bsayılabilir.
Dışkılama alışkanlıkları açısında hastalara bdışkılama dürtüsünü geciktirmemekeri,gereksinimlerini hisseder hissetmez tuvalete giderek gidermeşeri öğütlenmelidir. Ilık oturma banyoları iç sfinkter tonusunu azaltarak yayarlı olabilir.

CERRAHİ DIŞI GİRİŞİMLER
Lazer Hemoroidopeksi

Lazer Hemoroidepeksi yöntemi uygun sayıda atış yapılarak ve hemoroidal venlerin koagüle edilmesine dayanır. Ameliyat sonrası ağrının yok denecek kadar az olması,kanama olmaması,hastaneden yatış gerektirmemesi ve erken günlük hayata dönme gibi avantajları vardır.Özellikle üretken çağdaki hastalar için en uygun ve konforlu yöntemdir.
.

Lastik bant ligasyonu:
İç hemoroid pakesi aspiratörle yakalanır ve hemoroid dokusunun köküne 1 veya 2 bant yerleştirilir.Başarı oranı yüksektir.

Skleroterapi:
Sklerozan ajan (sodyum morrhuate, üre solüsyonu veya %5 fenol solüsyonu )hemoroid pakesinin hemen yanında submukozaya verilir.Enflamasyon ve fibrozise yol açarak etkili olur.
İnfrared koagülasyon:
Bir tungsten-halojen ışık kaynağının hemoroid dokusuna doğrudan temas etmesiyle doku proteini koagüle olur.Herbir hemoroid pakesini 3 kez 1.5 sn koagüle edilir.
Bunların dışında krioterapi,bipolar diyatermi gibi yöntemler de vardır.

CERRAHİ GİRİŞİMLER
De Longo (Stapler)
3. evre hemoroid olan özellikle sarkma görülen hastalarda ek bir hastalık yok ise tedavisi uygundur. Genel ve spinal anestezi ile yapılabilir. Bu yöntemde ameliyat sonrası ağrı oldukça azdır

Ligasure
İç ve dış hemoroid pakelerinde uygulanan bir yöntemdir. Dikişsiz ve kansız bir ameliyat olarak da bilinir. Özellikli bir alet yardımı ile yapılan bu ameliyat sonrasında ağrı oldukça az ve ameliyat süresi çok kısadır. Lazer hemoroid pakelerini oluşturan damarları yok etmek amacıyla kullanılır. Yara iyileşmesi hızlı ve enfeksiyon oranı en düşük tedavi yöntemidir. Cerrahi 3. ve 4. evrede özellikle ek başka hastalığı mevcutsa bu tedavi yöntemi kullanılır. Bu yöntemde cerrahi aletler ve dikişler kullanılır. İyi cerrahi sonrası az miktarda ağrı ve tekrar riski daha düşüktür.

CERRAHİ GİRİŞİMLERDE AĞRI YÖNETİMİ İYİ YAPILDIĞINDA HASTA MEMNUNİYETİ ÇOK ARTMAKTA VE BAŞARILI BİR SONUÇ ELDE EDİLMEKTEDİR.

ANAL FİSSÜR NEDİR?
Anüsün iç kısmında mukozada yukarı doğru uzanan 0,5- 1,5 cm uzunluğunda bir çatlak oluşmasıdır. Anal fissürü oluşturan mekanizma büyük hacimli ve sert dışkı kütlesinin yaptığı travmadır.
Sizde ne şikayet olur?
Dışkılama yaparken çok şiddetli ağrı olur.Hastalar bunun çizilme tarzı olduğunu tariflerler. Bir iki damla şeklinde veya fışkırır tazda kanama,tuvalet kağıdına kan bulaşı olabilir. Anüste kaşıntı eşlik edebilir. Bu hastalar genellikle kabızlık çekerler. Hastalar defekasyon yapmayı ağrı olacağını düşünerek psikolojik olarak etkilenip mümkün olduğunca ertelerler. Bu durum kabızlığa davetiye çıkarır.
Peki bu kanama fissüre mi bağlı acaba?
Kanama genellikle parlak kırmızı rekli ve dışkılamayla ortaya çıkıyor aynı zamanda tuvalet kağadına da bulaş oluyorsa fissürünüz olabilir.
Tüm bu şikayetler var .Ne yapmalıyım?

En yakın Genel Cerrahi uzmanına gidip şikayetlerinizi anlatarak muayene olmalısınız.Nedeni ise bu kanamanın nedeni tabiî ki daha ciddi bir rahatsızlık olabilir.
Anal fissürde tedavi nedir?

İki tedavi yöntemi vardır ve elbetteki bunun ilki tıbbi tedavi uygulamasıdır.Ancak bu tedavi her hastada başarılı olmayabilir.

Tıbbi tedavi
Anal fissürlerin büyük çoğunluğu anal sfinkter basıncını düşüren sıcak su oturma banyoları ve yumuşak hacimli dışkı sağlayan bol lifli gıdalarla 3 haftada iyileşir. Dışkıyı yumuşatmak için sıvı parafin şurup kullanılabilir. Anal fissürü başlatan travmanın sert bir dışkı olduğuna inanıldığı için sıvı içeriği yüksek, hacimli ve kaygan dışkı oluşturmak amaçlanır. Son zamanlarda tıbbi tedavide iç anal sfinkteri gevşetmeye yarayan nitrogliserin içeren kimyasal pomad türevleri kullanılmaktadır.
Cerrahi tedavi
Kronik anal fissürlerin tedavisi anal kanal dinlenim basıncının düşürülmesiyle sağlanır. Tıbbi tedavinin başarısız olduğu ;ağrının giderilemediği olgularda en etkin tedavi cerrahidir. Cerrahi tedavide açık veya kapalı internal sfinkterotomi yapılmaktadır. Sonuçlar yüz güldürücüdür. Dikkatli uygulanmadığı veya yetkin ellerde yapılmadığı zaman hem nüksü fazla olur hem de sfinkter yetmezliği bulguları ortaya çıkabilir.
ANAL FİSTÜL
Anal fistül, perianal derideki bir dış ağzın rektum veye anal kanaldaki bir iç ağızla normalde olmayan bir kavite aracılığıyla birleşmesiyle olur. Yani anüsün iç kısmı ile anüs çevresindeki deri arasında oluşan tünel şeklinde bir kanaldır. İç deliği rektumda dış deliği deridedir. Genellikle makat içindeki bezlerin iltihaplanmasından meydana gelirler.
Hastada ne şikayet olur?
Anal fistüllü hastaların temel yakınması, perianal bölgedeki bir dış ağızdan sürekli veya zaman zaman pürülan veya mukuslu akıntı olmasıdır. Dışkılama esnasında ağrı olabilirBazı zamanlarda fistüle bağlı abseler gelişip tablo daha ağrılı ve rahatsız edici olabilir.
Hastalık bulguları nelerdir?
Rektal tuşede fistül palpe edilebilir. Fizik muayanede anoskop ve ince anorektal stilelerin kullanılması çok yardımcı olur.Anal kanal kenarında ,makata olan mesafeleri hastalarda farklı olabilen akıntılı dış ağızlar görünür.Eğer abse gelişmişse ağrılı şişlik mevcuttur.
Tedavisi nasıldır?
Fistüllü olguların tamamına malignite,inflamatuvar barsak hastalığı gibi durumları dışlamak amacıyla sigmoidoskopi yapılır. Bunlarında yetersiz kaldığı durumlarda ileri tetkikler gerekebilir. MR, endorektal USG ve fistülografi tanı ve tedavide çok işe yarar.

Anorektal fistüllerin kendiliğinden iyileşmesi çok enderdir.Tedavi edilmeyen olgularda kronik apse ve karmaşık fistül yolları gelişir. Anorektal fistüllerin tedavisinde üç temel cerrahi teknik kullanılır.
1-Fistülotomi, 2-Seton kullanımı, 3-Anorektal ilerletme flepleri
Fistülotomide fistül probu dikkatli bir şekilde dış ağızdan traktüse ve iç ağza gönderilir. Traktüs dış sfinkteri önemli ölçüde katetmiyorsa koterle üzeri açılır.
2- Seton tedavisinde yabancı bir materyal (ipek, penrose dren, lastik bant, naylon, polipropilen) fistül traktından geçirilip sfinkter kaslarının etrafında dolanır. Böylece fistülle ilişkilenmiş olan kas miktarının saptanmasında da yardımcı olur ve traktüs seyrinin yukarısında yeterli miktarda kas varsa  fistülotomi yapılabilir. Aksi durumda seton gevşek olarak yerinde bırakılır ve bir kaç ay içinde kendiğinden setonun düşmesi beklenir.
Anorektal ilerletme fleplerinde traktüs kürete edildikten sonra Değişik yöntemlerle defekt vücudun kendi dokusunu kullanarak kapatılır.

ANAL KAŞINTI (PRÜRİTİS ANİ)
Makat iç ve çevresinde devam eden israrcı ve aşırı kaşıntılara verilen isimdir. Toplumda sık karşılaşılan durumlardan biridir. Özellikle geceleri ve tuvalet sonrası kaşıntı sık olur.
Sebepleri Nelerdir?
Anal kaşıntıya birçok etkenler neden olabilir. Bunların başında anal bölgenin temiz tutulması için yapılan aşırı miktarda temizlik gelir. Özellikle bazı kişiler anüs bölgesini sık sık ve sert bir şekilde sabunla temizlemeleri nedeniyle bu alanın doğal koruyucu bariyeri olan salgısını ortadan kaldırarak bu alanın tahrişine neden olur. İlaç reaksiyonları, stres, aşırı terleme, devam eden ishal, gibi sebepler anüsde kaşıntı ve tahrişe yol açabilir. Beslenme alışkanlıklarına bağlı (çikolata, domates, kuruyemiş, alkol, bira, süt, kola, kafeinli içecekler vs.) nedenlerde anal bölgede kaşıntı ve tahrişe sebep olabilir. Bazı şahıslarda sedef hastalığı, parazitozlar (özellikle kıl kurtları),mantar infeksiyonları, dermatit, anal fissür, hemoroid gibi nedenlerde sayılabilir.

REKTAL PROLAPSUS
Rektum duvarının bir kısmı veya tamamının makattan çepeçevre çıkmasına rektal prolapsus denir.

Kimlerde görülür?
Genellikle erişkin yaş grubunda görülmekle beraber üç yaş altında da görülebilir.
Nedeni nedir?
Nedeni tam olarak anlaşılamakla birlikte pelvik duvar yetmezliğine yol açan meningomiyelosel, spina bifida,kistik fibrozis gibi hastalıklarla birlikte görülebilir.
Risk faktörleri:-Uzun süren kabızlık
-Nörölojik hastalıklar
-Pelvik taban gevşekliği
-Önceden geçirilen anorektal ameliyat
-Doğum yapmamış kadın
-Uzun rektosigmoid kolon
Tanı nasıl konur?
Bu konuda uzman bir hekim hastanın sorgulamasını yaparken ve muayene sırasında çoğunlukla rektal prolapsus (makat sarkması) tanısını koyabilir. Hastalar muayene sırasında öncelikle yatarak ve ardından çömelmeleri ve ıkınmaları istenilerek muayene edilir ve bu sayede özellikle tip III rektal prolapsus olgularında çoğunlukla tanı konulur.
Defekografi: Bazen iç veya gizli rektal prolapsus (makat sarkması) durumlarında radyolojik bir inceleme tekniği olan video-defekografi yararlı olur. Bu görüntüleme yönteminde bağırsak hareketleri sırasında floroskopi (video-defekografi), bilgisayarlı tomografi (BT defekografi) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG defekografi) ile çeşitli görüntüler alınarak gizli makat sarkmaları görüntülenebilir.

Pelvik MRG: Makat ve pelvik taban kaslarının durumu hakkında ”pelvik relaksasyon MRG” ile bilgi edinilir. Bu kaslarda var olan hasar kolaylıkla MRG’de görülebilir.
ERUS: özellikle cerrahi onarım yapılacak hastalarda endoskopik rektal ultrasonografi (ERUS) ile inceleme yararlıdır. Bu inceleme radyoloji uzmanı tarafından ultrason probu aracılığı ile veya endoskopist tarafından ucuna ultrason monte edilmiş bir endoskop yardımı ile yapılabilir.
Hangi hastalıkla karışır?

Rektal prolapsus hemoroidal hastalıklakarışabilir.Ancak prolapsusta sarkan kısım daha yukarısıdır.

Rektal prolapsus nasıl tedavi edilir?

Hafif olan mukozal prolapsusda kabızlığı önleyici ve barsak alışkanlıklarını değiştirici tedavi uygulanır.
Tam prolapsusun tedavisinde ise yine konservatif tedavilerin uygulanması önemlidir.Bu aşamada cerrahi tedaviler devreye girer.
Tedavi seçenekleri perianal yaklaşımlar ve transabdominal yaklaşımlar olark ayrılır.
Perianal yaklaşımlar genel anesteziyi tolere edemeyecek hastalara yapılır. Thiersch ve Delorme ameliyatı bunlar arasında en sık uygulananlardır.
Tiersch ameliyatı anüsün çevresine subkütanöz olarak çepeçevre tel,lastik bant veya prolen yerleştirilir. Makatı daraltır ve rektumun dışarı sarkması önlenir.
Delorme ameliyatı; sarkan rektum mukozasına adrenalinli solüsyon verlip soyularak eksize edilir. Kalan mukoza parçalarının uçları karşılıklı tutturulur.
Transabdominal yaklaşımlar düşük riskli hastalara uygulanır.Tekrarlama oranları düşüktür. Ripstein ameliyatı, Ivalon spanç (Wells) ameliyatı, Notaras ameliyatı, rektosigmoidektomi yöntemleri değişen başarı oranları ile kullanılır.
Ripstein ameliyatı: Rektum levator kaslar seviyesine kadar serbestleştirildikten sonra rektumu çepeçevre saran prolen greft vb.bir yama sakruma dikilir. Bazı hastalarda defekasyon zorluğu görülebilmektedir.
Notaras Ameliyatı: rektum serbestleştirilip 7×10 cm’lik prolen yama promontoriuma asılır. Yama rektumu çepeçevre sarmaz Bu nedenle rektal darlık ve defekasyon zorluğu gelişmesi engellenir. Bu iki ameliyat ta LAPAROSKOPİK veya ROBOTİK cerrahi ile yapılabilmektedir.

Kıl Dönmesi-Pilonidal Kist/Sinüs
Kıl Dönmesi Nedir ve Neler Kıl Dönmesine Neden Olur?
Kıl dönmesi, kuyruk sokumunda, deride meydana gelen bir çeşit kronik enfeksiyon halidir. Bu durum o bölgedeki kılların cilde doğru batarak o bölgedeki ciltte tahriş ve enfeksiyon oluşturması sonucu gelişir. Bu hastalık erkeklerde kadınlardan daha yaygın olup ergenlik sonrasından 40 yaşına kadar olan dönemde çok fazlaca görülür. Ayrıca kilolu ve sert kalın kılları olan insanlarda çok yaygın görülür.

Kıl Dönmesi Semptomları Nelerdir?
Kuyruk sokumunda ele gelen ufak bir kabartıdan şiddetli ağrılı büyük bir şişliğe kadar değişen özellikte semptomlar olur. Hemen çoğu zaman kuyruk sokumunda ıslaklığa neden olan kanlı, iltihaplı veya berrak bir akıntı görülür. Enfeksiyon ile birlikte, o bölgedeki deride kızarıklık, hassasiyet iltihaplı akıntı ve kötü bir koku meydana gelir. Enfeksiyon ayrıca ateş halsizlik, kırıklık (keyifsizlik) ve bualntı gibi şikayetlerin oluşmasına neden olur.
Bu hastalığın birkaç farklı seyri mevcuttur. Hemen hemen tüm hastalarda apse (kuyruk sokumunda ani gelişen şişlik, şiddetli ağrı-hasta üstüne oturamaz- ve iltihaplı akıntı) gelişimi görülür. Apse geriledikten sonra ki bu kendiliğinden veya cerrahi müdahale ile boşaltılması şeklinde olur, hastalık kronik forma dönüşür (pilonidal sinüs). Bu halilnde cilt altında bir veya daha fazla sayıda tüneller oluşur ve bunların kuyruk sokumu bölgesinde açıldığı delikler bulunur. Bu açılan cilt altı tünellerin bazıları kendiliğinden kapanabilse de kendiliğinden kapanmayan tüneller için cerrahi müdahale yapılması gerekmektedir.
Hastaların bir kısmında bu tüneller tekrarlayan enfeksiyonalar sürekli iltihaplı akıntı olmasına neden olur. Bu tür kronik hastalıkta ağrı ve şişlikte görülür. Böyle bir durumda cerrahi kesinlikle gerekir.
Kıl Dönmesi Nasıl Tedavi Edilir?
Hastalığın tedavisi çok çeşitlidir. Hangi tedavinin uygulanacağı hastalığın tespit edildiğinde sergilediği belirtilere ve klinik bulgulara bağlıdır. Apse bulguları olması halinde tedavi acildir. Apse boşaltılmalı ayrıca apse kavitesi içindeki tüy, giysi lifi vs. mümkünse çıkarılmalı ve temizlenmelidir. Bu işlem sırasında sadece o bölgenin uyuşturulması yeterlidir ve hastanede kalınmasına gerek yoktur. Takibinde cerrahınızın uygun göreceği sürede ayaktan günlük pansumana gelmeniz gerekebilir. O bölgedeki enfeksiyon bulguları tamamen geriledikten sonra kıl dönmesi hastalığının uygun tedavisine geçilebilir.
Hastalığın kronik olarak seyrettiği durumlarda tedavi cerrahidir. Burada amaç içi kıl ile dolu birbirleriyle ara kanallarla iştirakler gösterebilen hastalıklı bölgenin deri ve deri altı yağ dokuları ile birlikte çıkarılmasıdır. Cerrahi tedavi, yaranın açık bırakılması-dikişsiz veya kapalı- dikişli olmak üzere iki farklı şekilde yapılabilmektedir.
⦁ Açık Yara-Dikişsiz Cerrahi Tedavi: Sadece hastalıklı bölgenin üstünde kalan deri ve derialtı dokusuna müdahale edilir. Yara açık bırakılarak, içerden dışarı doğru alttaki dokunun oluşan boşluğu doldurması beklenir. Bu durumda yara yeterli derecede iyileşene kadar sürekli pansuman yapılması gerekmektedir. İyileşme süreci genelde uzundur, yara çok geç iyileşir. Bunun anlamı uzun süre pansuman yapılması gerektiğidir. Ancak, ameliyatın kendisi genellikle kısa (30 dk) sürer. Genel anestezi ile tam uyutularak veya belden aşağısı uyuşturularak (spinal anestezi) yapılabilir. Ameliyat sonrasında bir gün hastaneden kalmanız gerekebilir.
⦁ Kapalı-Dikişli Cerrahi Tedavi: Dikişli cerrahi tedavi denildiğinde aslında çok çeşitli cerrahi tekniklerin uygulanması söz konusudur. Bunlardan hangi cerrahi tekniğin kullanılacağı öncelikli olarak kişinin vücut yapısına, hastalığın ne kadar süreden beri var olduğuna, o bölgedeki deliklerin sayısına ve dağılımına, hastanın cinsiyetine ve cerrahın bu çeşitli teknikleri uygulama konusundaki bilgi ve becerisine bağlı olarak değişmektedir. Örnek olarak, cinsiyetiniz erkekse, şişmansanız, vücudunuzda fazlaca kıl varsa ve kalçalarınız arasındaki oluk çok derinse, bu durumda o bölgenin çıkarılıp karşı karşıya getirilerek dikilmesi gibi bir cerrahi tedavinin başarısızlıkla sonuçlanması kaçınılmazdır. Böyle bir durumda uygun tedavi doku kaydırma tekniklerini içeren dikişli cerrahi yöntemlerin uygulanmasıdır. Kapalı-Dikişli Cerrahi tedavi de genel anestezi ile tam uyutularak veya belden aşağısı uyuşturularak (spinal anestezi) yapılabilir. Ancak ameliyatın süresi seçilen tekniğe bağlı olarak değişebilir. Ameliyat sonrasında birkaç gün hastaneden kalmanız gerekebilir.

Mikrosinüsektomi Nedir?

Uygun hasta gruplarında yapılabilen sadece sinus deliklerini içine alıp sinus dokusunun tamamen çıkarıldığı sınırlı ve kozmetik sonucu çok daha iyi bir ameliyat şeklidir.
⦁ Cerrahi Dışı Tedaviler:
Fenol Uygulaması:

Bu uygulama uygun hasta gruplarına yapılabilen yaklaşık 15 dakika süren ve 2-4 seans tekrarı gerekebilen bir uygulamadır.Başarı oranları farklı çalışmalarda farklı sonuçlar göstermektedir.Kıl giriş deliklerinden yapılan küretaj(temizleme)işlemi sonrası içeriye kristalize fenol bırakılıp ,içerideki enfeksiyoz materyallerin kimyasal yolla yakılması amaçlanmaktadır.Hastanede kalış gerektirmemesi,hemen işe dönülebilmesi,ağrı olmaması gibi avantajlı yönleri bulumaktadır.

Lazer Uygulaması:

Çok yeni bir tedavi yöntemi olmasına rağmen iyi şeçilmiş hastalarda başarı şansı yüksek olabilen bir yöntemdir.Yüksek maliyet ve seçilmiş hasta grubuna yapılabilmesi dezavantajlarıdır.

Ameliyat Sonrasında Yapılması Gerekenler?
Ameliyat sonrası bölgenin temiz tutulmasına dikkat edilmelidir. Gerekirse günlük pansuman yapılmalıdır. Dikişsiz-yaranın açık bırakıldığı durumlarda pansumana yara kapanana kadar devam edilir. Dikişlerin alınması için gereken süre uygulanan tekniğe göre farklılık gösterir ancak ortalama 2 haftada dikişlerin tamamı alınır.
Ameliyat sonrası dönemde hastanın banyo yapması uygun değildir. Ameliyat alanı ıslatılmadan vücudun diğer bölümleri yıkanabilir. Dikişler alındıktan sonra tam banyo yapılabilir.
Ameliyattan sonra genellikle 20 gün istirahat verilir. Bu süre içinde hastanın evde yatak istirahati yapması önerilir. Olanaklı olduğunca yan veya yüzüstü yatılması, aşırı ve ani hareketlerden kaçınılması önerilir. Yürümenin bir sakıncası yoktur. Alafranga tuvalet kullanılması hasta için daha rahat olur.
Kıl Dönmesinin Tekrar Etmemesi için Neler Yapılmalıdır?
Ameliyattan sonra en az iki yıl boyunca kalçalar ve kuyruk sokumundaki kılların tıraş bıçağı veya kıl dökücü kremle temizlenmesi gerekir. Bu işlemin iki haftada bir yapılması genellikle yeterli olur. Günde iki kez duş yapılarak dökülen kılların vücuttan uzaklaştırılması çok yardımcı olur. İç çamaşırı her gün değiştirmek gerekir. Bu önlemler alınmazsa hastalığın tekrarlama olasılığı yükselir. Ameliyat sonrası hastalığın tekrar etme ihtimali %0 – 40 arasında değişmektedir. Hastalığın nüks etme nedenleri ile ilk hastalığa yol açan nedenler aynıdır. Nüksün tedavisi tekrar cerrahidir.